İşte Özgür Özel'in o açıklamaları;

“Bolu Kartalkaya... 36’sı çocuk 78 vatandaşımızın hayatını kaybettiğinden beri geçen hafta üç demiştik, dört hafta oldu. Tam 28 gün oldu. 28 gündür vicdanlar yanıyor, o kor hiç sönmüyor. ‘Biz bu işi 10 günde bitiririz’ diye söz veren İçişleri Bakanı’nın ağzını bıçak açmıyor. Görevlendirilen ilk bilirkişi heyeti, resmi yazıyla görevlendirilen bilirkişi heyeti sorumluları Bolu’daki İl Özel İdaresi ve Turizm Bakanlığı diye söyledi diye raporu alınmayan, ‘Buradan Bakan’ı sil, Bolu Belediye Başkanlığı yaz’ dendi diye mesleki namuslarına dokundurtmayan ve raporların arkasında duran, o raporları teslim alınmayan bilirkişi resimleri ile cisimleri ile görevleriyle duruyorlar. ‘Heyeti genişletiyoruz’ deyip sulandırmaya çalışan, sonra direnci görünce ‘Yeni heyet görevlendirdik’ denilen bilirkişinin ise raporu hala ortada yok. Gözaltı süreleri uzatıldı. Ardından tutuklamalar, serbest bırakmalar yapıldı. Ama bir bilirkişi raporuna göre değil, Ankara’dan giden baskıya ve oradaki talimatlandırmaya göre yapıldı. Turizm Bakanlığı’ndan kimseye dokunmadılar ve döndüler AK Parti‘ye yük olmayacak bir sistematiğin içine dönüştürdüler. İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Sinan Ateş davasında nasıl katledilenin kimliği ve katledenin kimliği yargıyı tarihin en büyük yargısızlık, adaletsizlik sürecine sürüklediyse burada da sorumlu tutulanın aidiyeti, partisi ve aslında sorumluluğu olmayanlara yüklenmeye çalışılan yük bizi bu noktaya getirdi.”

"Erdoğan'ı şikayet ediyorum"

“Asgari ücret ilk kez 1951'de belirlenmiş ve üzerinden 74 sene geçmiş. İlk kez bu sene bir tam altın alamaz hale gelmiş. Bugün Cumhuriyet altını 23 bin 470 lira, asgari ücret bunun altında! 74 yıldır ilk kez asgari ücreti bir altın alamaz hale getiren Erdoğan'ı Ayşe teyzemle Mehmet amcama şikayet ediyorum!”

‘’Kayyum olarak atanan valiler halkın iradesini bir kez daha yok sayıyor''

“En son bir milyonu aşan nüfusuyla Van Büyükşehir Belediyesi’ne bir kayyum daha atandı. Dün bunları not almıştık, bugün sabahleyin genel başkanlarıyla da konuştum, EMEP’in, DİSK’in, toplumsal muhalefetin birer parçaları olan pek çok yapının çok sayıda mensubu bir gerekçeyle, yaratılmaya çalışılan bir algıyla, efendim beş sene önce bir konferansa davetlilermiş, gitmişler. Demokrasi konuşmuşlar, toplumsal muhalefeti güçlendirmeyi konuşmuşlar. Bugün onların her birisinin kapısına polis dayandı, yeni bir operasyon başladı. Kayyum olarak atanan valiler halkın iradesini bir kez daha yok sayarken, buna demokratik itirazlar şiddetle ve yeni gözaltılarla, tutukluluklarla cezalandırılıyor.

Meral Akşener, İmamoğlu’nun danışmanı İbrahim Özkan’ı MASAK’a şikayet etti. Meral Akşener, İmamoğlu’nun danışmanı İbrahim Özkan’ı MASAK’a şikayet etti.

Cumhuriyet Halk Partisi, iki tanesi kendi belediyesi olan, 11 ayda 11 belediye kayyum atandı, geçmişte olduğu gibi bugün de bu hukuksuzluğa, kime atandığı ve algı operasyonuyla nelerin söylendiğine bakmaksızın karşı çıkmaya devam ediyor.”

‘'Sanıyorlar ki Halk TV'yi susturabiliriz!’'

“Gazetecilere 4 yıldan 9'ar yıla kadar hapis cezası talep ediyor. Sanıyorlar ki Halk TV'yi susturabiliriz! Bugün de aralarında 4 gazetecinin olduğu 52 kişi yeni bir şafak operasyonuyla sindirilmeye çalışılıyor. Herkes birden bu iktidarın baskısının altında ve sopasının hedefinde. Ormanı yakıyorlar, hepimizi yakıyorlar. Hep birlikte sahip çıkmak zorundayız.”

‘Bu darbeye meydan okumaktır’

“Son olarak çok kritik, zor, sonu güzel ama yolu çok zor bir sürecin içindeyiz. Biraz önce bahsettiğim baskılar, hukuksuzluklar, her birimizi bir şekilde tehdit eden, kişilere, kurumlara, hatta partilere yönelik siyaset alanıyla ilgili birtakım tasarımları içeren bir sürecin içindeyiz. Bugün bu kürsüden kayda geçirmek isterim ki Türkiye bir sivil darbe dinamiğinin işlediği bir sürecin içindedir. Türkiye’de yaşanan ve yaşatılan süreç, bir sivil darbe girişimidir.

Darbeyi askerler yaparsa askeri darbedir, siviller yaparsa sivil darbedir. Darbe, ülkeyi yönetenlere karşı yapılır. Bütün dünya muhalefete bakar, ana muhalefetin gözünün içine bakar. Benzer süreçlerde nasıl davrandığımızı hatırlatmak gerekirse; 15 Temmuz’da kapalı olan Meclis’te darbe duyulduğunda bu Meclis’in açılması çağrısını yapmış, Ankara’daki milletvekillerini Meclis’e toplamış ve bugüne kadarki bütün rekabetimiz bir yana ‘Bugün darbe var. Cumhuriyet Halk Partisi yeniden özgür seçimler, adil bir seçim yapılıp milletimiz kendisine yeni bir görev verene kadar ana muhalefet partisidir. Seçilmiş parlamentonun ve demokrasinin arkasındadır. Darbecilerin karşısındadır. Bu darbeye meydan okumaktadır’ diyen kişi benim.

Buna tarih şahit ki kürsüde bunu ifade eden Nöbetçi Grup Başkanvekili olarak, oradaki 15 arkadaşım kendi dilleri döndüğünce destek vermiştir. Bir Cumhuriyet Halk Partili de bunun dışında tutum ve tavır içinde olmamıştır. Çünkü biz Cumhuriyet’i kuran, demokrasiyi kuran ve bugünlere taşıyan iradenin gösterildiği her köşetaşında varız, her dönüm noktasında varız. Cumhuriyet’in ve demokrasinin kıymetini en iyi bilenler bizleriz.”

‘Siyasi yasak doğru değil’

“Yine benzer süreçlerde, örneğin Sayın Erdoğan okuduğu bir şiirden dolayı… Geçen söyledim, şiirin dizelerine bakıyorlar. O şiiri okudu Siirt meydanında ve o şiirden dolayı siyasi yasak aldı. Biz o siyasi yasağı desteklemedik. Hatta devamında partisinin başında olup milletvekili olamadığı için Sayın Baykal, Anayasa’yı değiştirip o Siirt’teki milletvekilimizi de istifa ettirtip, yapılan ara seçimle Erdoğan’ı Meclis’e taşıyıp Başbakan yapacak kadar, o sürece olanak sağlayacak kadar bir demokratik olgunluk ve erdem göstermiş, ‘Siyasi yasak doğru değil. Milletin seçimine mâni olmak, karar vermek, yön göstermek doğru değil. Patron millettir, halktır. Onun dediği olur’ demiş ve Erdoğan’ın siyasi yasağını kaldırmış partidir Cumhuriyet Halk Partisi.”

“Şimdi Ekrem İmamoğlu’na, kendisine karşı açılan beş ayrı davada, ışık hızıyla 25 yıl hapsi isteniyor. Sayın İmamoğlu’na beş ayrı davadan beş sefer siyasi yasak isteniyor. Ankara’da MİT eliyle tetiklenen bir süreci ifşa etmiş. O an için o ifşanın üzerinden durdurmuştuk. Belediye başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz tutuklanıyor. Muhalefetin tüm muhalefet olanakları, sesini duyuracağı televizyon kanalları, haberlerini yapan gazeteciler, onlarla birlikte eylem yapan sivil toplum örgütleri baskı altına alınmaya çalışılıyor.”

"Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı da kirli bir planın içinde"

“Dört bir yandan bu giderken, bu sivil darbe girişimi Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı da kirli bir planın içinde. Bir meczubun ifadesi, bir meczubun hakaretine karşı açılan bir davayı alıp, Ankara’ya yollayıp, 1,5 yıldır tutup, her seferinde de Erdoğan’a buradan haber uçurup, kürsülerden bizi bu konuya çekmeye çalışıp… Çünkü girip tartışsak, CHP’liler tartışsa AKP’nin dahili, patronajı olduğu gözükmeyecek. Parti bunu yapmamış yakın zamana kadar. Bir vesile bunu tartışılabilir hale gelindiğinde derhal soruşturmaya çağırmalar, her duyduğu ismi almalar, Cumhuriyet Halk Partisi’nin hep birlikte yaşadığımız… Bugün burada 81 il başkanımız var. 46’sı karşımızda, 35’i yanımızdaydı o gün. Bugün 81’i birden omuz omuza, kol kola partilerinin yanındalar. Biz o gün yarımızdan fazlası bir tarafta, 10’a yakını başka bir taraftaydık. Kongreyi yaptık. Bütün delegelerle yan yanaydı, aynı odalardaydık, aynı otellerdeydik, aynı salondaydık.

Biz bu kongrenin o gün kazanan ve kaybeden tarafları, bugün ‘Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin 81 ildeki temsilcileri olarak, o kurultayın namusuna, onuruna, partimizin onuruna, namusuna kefiliz ve sahip çıkıyoruz’ demeye geldiler. Ama birileri kongrede hiçbirimizin yanına sokmadığı septik tiplerden, birtakım meczuplardan, birtakım şahitler ve deliller üretmeye çalışıp ki hepsinin ne kadar boş ve yalan olduğunu okuyan herkes görüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ni meşgul etmeye, güya kongresini iptal ettirmeye, yeniden bir kongre sürecinin içine sokup milletin gerçek sorunlarını söylememeye ve esas olarak içinde bulunduğu ve yürüttüğü çok kıymetli bir süreci durdurmaya çalışıyorlar. O süreç yapılan bütün baskılardan sonra, partinin bütün yetkili organlarının bir araya gelerek, hep birlikte Cumhurbaşkanı adayımızı belirleme, bunu da öyle bir kişiyle, üç kişiyle, 10 kişiyle değil 1 milyon 600 bin kişiyle birlikte yapmaya yönelik aldığı kararı, dün başlayan aday belirleme sürecini, 28’ine kadar kaydettiğimiz baba ocağına gelen herkesin Cumhurbaşkanı adayına oy vereceğini bildiklerinden. 23 Mart’ta büyük bir demokrasi şöleniyle, adayımızı da belirlemiş bir şekilde, erken seçim sandığını en kararlı şekilde isteyeceğimizden. Memleketin gerçek sorunlarını 81 ilde, 973 ilçede durmadan duraksamadan dile getireceğimizden.

Onlara daha önce söylediğimiz gibi emekliye vermeyen, asgari ücretliye hakkını vermeyen gençlerin yüzünü güldürmeyen, herkesi yoksullaştıran, hepimizi baskı altında tutan bunlara karşı onların istediği gündeme değil milletin gerçek gündemine, seçime ve iktidara odaklanacağımızdan.”

“O endişe ile ‘Cumhuriyet Halk Partisi bir yola girdi. Bu girdiği yol, benim iktidardan gitmemin yoludur. Çünkü bu birliktelik 31 Mart’ta Türkiye ittifakıyla; sosyal demokratların, muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, Kürt demokratların, Türkiye’nin bütün demokratlarının ayağa kalkmasıyla, tüm siyasi yaşamımızda partimizin ilk yenilgisini bize tattırdı’ diyen, ‘Beni dört kez yenen biri ön seçime girecek, karşıma aday o gelirse gelip beni beşinci kez yenecek’ diyen birinin ve ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nde herkes gerektiği yerde görev üstlenmeye, gerektiği yerde fedakarlık yapmaya ama bu baskı, zulüm iktidarını değiştirmeye ant içtiler. Karşılarında duramam’ deyip bir darbeye kalkışıyor. Bu darbe bugün yapılırsa bu iktidara karşısında ben dururum. Ben 15 Temmuz’da nasıl durduysam bu darbeye, bugün milletin seçtiğine sahip çıkarım. Ama Sayın Erdoğan geçen sefer, beş ay önce darbeyi haber verenler, ‘Ankara’da hususiler bir villada toplandı’ diyenler, ‘Yavaş yavaş darbe geliyor. Tavuk darda sayılır’ diyenler sana anlatsın o günler ve bugünler birbirine nasıl benziyor.”

"Bir sonraki Cumhurbaşkanına darbe"

“Bugün sistematik bir şekilde yönettiğiniz, dahil olduğunuz bir darbe ittifakını görmüyor değiliz. O darbe ittifakı, bugünkü Cumhurbaşkanına değil bir sonraki Cumhurbaşkanına darbe yapmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin bir sonraki Cumhurbaşkanına darbe yoluyla ekarte etmeye çalışanlara karşı dimdik ayaktayız. Biz bu darbeye teslim olmayız. ‘Ön seçim yapmayalım’ diye partimizin yönetimine göz dikenlere teslim olmayız. Varsa onların içeriden işbirlikçileri, Tayyip Erdoğan’ın çukuru sizin de yerinizdir. Biz biriz ve beraberiz. Bu partiyi böldürtmeyiz, muhalefeti böldürtmeyiz. Hep beraber yürüyoruz, iktidarı alacağız. Darbeye karşı ayağa kalkan örgütümün alnından öpüyorum. Hiçbir darbeden medet ummadık. Hiçbir darbeye de teslim olmayacağız. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Gururla selamlıyorum. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.”